Herkes nerede?
İnsanlık büyük bir sığınağa sığınmış durumda. Gerçek karşılaşmalardan uzak, akışkan ve zayıf bağlar; sarsılmaz, taviz vermez, uzlaşmaz benlikler.
İnsan, değil kendi ötesine geçmek, insan kalabilmek hususunda hiç bu denli zayıflamamıştı. Teknoloji, hiç bu denli palazlanmamış; siyasi iktidarlarla hiç bu denli yakınlaşmamıştı.
Dinozorları merak eden çocuklar için, artık dışarıda büyük, robotik ve gürültülü dinozorlar var. Bu dinozorlar göze görünmüyor, elle tutulmuyor ancak, neredeyse bütün çocukları avuçlarına alıp erkenden olgunlaşmış, apokaliptik birer işarete dönüştürüyor. Artık canavarlar, çocukların korktuğu gibi, onları yemeye değil, onları sıradanlaştırmaya geliyor. Çocuk gibi bir çeşitliliği, bir kaynağı böylesine sıradanlaştıran canavarları deşifre etmek için geliyoruz.
Zamanda yolculuk yapıp çocukluğuna dönmek isteyen mutsuz yetişkinler için ise artık dışarıda bir akış var. Ucu bucağı belli olmayan ve sürekli akan bir haber akışı! Ekran kaydıkça hipnotize olan yorgun gözler, hayal kırıklığının olasılığından bile uzaklaşan zihinleri besliyor. Neticede bütün yaratıcılığı ve yok ediciliğiyle insan, uçsuz bucaksız bir sığınakta, hayatın provasını yaparken ölüp gidiyor. İnsanı sığınaktan çıkarmaya geliyoruz.
Erdemler ve kötülük, yalnızca birer tanım ve tartışma konusu olarak, akademinin duvarları içerisine hapsedilmiş durumda. Felsefe, hayatın tutarsızlıklarını, iyiden iyiye bu tutarsızlıkları kanıksamış insana rahatsız edici bir sadelikle gösterirken, daha fazla insan içinde kalamadı. Birileri geldi, onu bütün yaşamsallığıyla paketleyerek kapsüllere hapsetti, müfredatlaştırdı. Yoz-bilge, bilgelikten aldıklarıyla kendi duruşunu inşa etti; kadim bilgelik ise bütün potansiyeliyle, atıl vaziyette kaderini beklemeye başladı. Bilgiyi, bütün azametiyle ait olduğu yere geri getirmeye geliyoruz.
Uygarlık, inanmak istediği hikâyelerden bir tarih kurgularken, asıl tarihi yazan karakterleri gömmeyi unuttu. Sonra günü geldi, birileri bu karakterleri gördü, hatırladı ve hatırlatmaya ant içti. Artık insanı, insana; onu da kendi ötesine taşıyabilecek onura sahip olan hiçbir karakter, unutulmayacak, unutturulmayacaktı. Tarihte bu amaç için mücadele etmiş bütün karakterler için, kendi çürük etini yiyen teknokrat Leviathan'a korku vermeye geliyoruz.
Biz, 2012 yılında kurulmuş bir bilim platformuyduk. Bugün, 2021'de, pek çok şeyin yanı sıra, insanı dert edinen bir oluşum olarak yola çıkıyoruz. Platformumuzda, bilimsel makaleler, eklektik yazılar ve yeni fikirlerle birlikte, sürpriz birçok paylaşım biçimi yer alacak.
Zamanla sosyal hayatı da düzenleyecek olan yaklaşımımızdan, bir gelenek doğacağını umut ediyoruz. Niteliksiz çürümenin farkında olan herkesi platformumuza bekleriz.